
İlk kez, 1880 yılında Richard Manning Hodge tarafından tanımlanan Pilonidal Sinüs (Pilus: kıl, nidus: yuva) hastalığı, özellikle genç eriÅŸkinler gibi üreten nüfusta –daha çok erkeklerde- ve sakrokoksigeal bölgede sık gözlenmektedir. Tedavisinde tam bir fikir birliÄŸi saÄŸlanmamış olması, kronik tekrarlama ihtimalinin yüksek olması, tıbbi bakımının uzun ve ekonomik olarak da yüklü sürmesi gibi nedenlerden ötürü oldukça ilgi çeken bir hastalıktır. Tekrarlama ihtimali oldukça yüksek ve üreten- çalışan nüfusta da fazla gözlenmesi, bu hastalığın tedavisin üzerinde cerrahları yoÄŸun ÅŸekilde çalışmaya itmiÅŸtir. Bu yazıda sakrokoksigeal pilonidal sinus hastalığının asıl tedavisi olan cerrahi tedavi yöntemlerinin kısaca aktarılması hedeflenmiÅŸtir.
Cerrahi Tedavi Yöntemleri:
Cerrahi yöntemler; 4 ana başlık altında ele alınabilir. Bunlar; insizyonu takiben kist içeriğinin temizlenmesi, eksizyon ve açık bırakma/marsupializasyon, eksizyon ve primer kapama, eksizyon ve flep kaydırma yöntemleri ile kapama şeklinde başlıklandırılabilir.
1. İnsizyon ve Kist İçeriğinin Debridmanı:
Bu teknikte pilonidal sinüs dokusu tam olarak çıkarılmaz. Sadece dokunun üzerindeki cilt boylu boyunca açılır ve kist içeriÄŸi kürete edildikten sonra yara açık bırakılır. İşleme baÅŸlamadan önce sinüs dokusunun dış aÄŸzından metilen mavisi gibi boyar bir madde verilmesi etkilenmiÅŸ tüm dokuların boyanmasına sebep olacaktır. Böylece gözden kaçabilecek yolaklar ve lateral uzanımlar fark edilebilecektir. Kompleks fistüllerin varlığında bu iÅŸlem tercih edilebilir. Fistüller arasında uzatılacak stile yardımı ile yolak ortaya konduktan sonra bisturi ile yolak üzerindeki cilt açılır. Fistül yolağının anüse doÄŸru seyretmesi son derece nadir görülür. Böyle bir durumda baÅŸka patolojiler de akla getirilmeli ve dikkatli olunmalıdır. Yara iyileÅŸmesi 6-8 hafta kadar sürmektedir. Bu bölümde ayrıca ‘Bascom I’ ameliyatından bahsetmek gerekmektedir. Bu ameliyatta orta hatta yer alan pitlerin üzerinden kist içerisine uzanacak ÅŸekilde tüneller açılır. Bascom bu tünellerin uzunluÄŸunun 7 mm’yi geçmemesini önermektedir. Tüm pitler bir pirinç tanesi büyüklüğünde açılmalıdır. Geride bırakılacak bir pit nüks nedeni olabilir. Daha sonra lateralden açılacak geniÅŸ bir insizyon ile kist duvarı açılır. Kist içerisinde yer alan kıllar ve granülasyon dokusu bir gazlı bez yardımı ile temizlenir. Orta hatta yer alan tüneller 4/0 emilmeyen bir dikiÅŸ materyali ile kapatılır. Bu tünellerin kapatılmadığı Lord/Millar tekniÄŸinde kıl temizliÄŸi ve günlük banyo önerilmektedir. Kist duvarı çıkarılmazken lateral kesi hattı kronik apsenin drenajı amacıyla kullanılır. Bu kesi hattının kapanmaması orta hat tünellerinin ve kist alanının iyileÅŸmesi için önemlidir. Bascom tekniÄŸi ilk tarif ettiÄŸi dönemde orta hatta yer alan kesi hattının altına subkutan yaÄŸ dokusunun flep ÅŸeklinde kaydırılmasını önermektedir. Ancak daha sonra bunun gereksiz olduÄŸunu belirtmiÅŸtir. Bu tekniÄŸin en önemli avantajı, poliklinik ÅŸartlarında lokal anestezi altında uygulanabilmesidir. En sık görülen komplikasyonlar kanama ve apse formasyonudur. Kanama iÅŸlem sırasında görülebilir ve kompresyonla genellikle kontrol altına alınır. Apse formasyonu lateral insizyonun erken kapandığı durumlarda görülebilir ve poliklinik ÅŸartlarında yara dekole edilerek tedavi edilebilir. İşlem sonrası bakım süresi bir ay kadar sürmektedir ve nüks oranları %10 civarındadır.


2. Eksizyon ve Açık Bırakma/Marsupializasyon:
Sinüs dokusunun tamamen çıkarıldığı tekniklerde rezeksiyon sınırını belirlemek için en sık olarak kullanılan teknik palpasyonla sinüs dokusunun genişliğinin belirlenmesidir. Bir diğer teknik ise fistül ağzından ilerletilecek bir klemp yardımı ile kist sınırlarının tespit edilmesidir. Laterale doğru sinüs dokusuna ait bir uzanım mevcutsa fark edilemeyebilir. Bu nedenle bazı yazarlar boyar madde kullanılmasını önermektedir. Ancak boyar madde kullanıldığı durumlarda sağlıklı dokuya boya yayılırsa diseksiyon planı etkilenecek ve rezeksiyonun güvenliği bozulacaktır.
Hastalıklı doku sınırı belirlendikten sonra cilt sinüs ağızlarını içerecek şekilde kesilir. Kist duvar bütünlüğünü bozmayacak şekilde etraf sağlam dokuda diseksiyon ilerletilerek sakrokoksigeal fasiyaya ulaşılır. Daha sonra pilonidal sinüs dokusu fasiya üzerinden kaldırılarak ortamdan uzaklaştırılır. Defekt olduğu gibi bırakılabileceği gibi yara dudakları kistin tabanına dikilerek (marsupializasyon) boşluk küçültülebilir. Geride kalan boşluk sekonder iyileşmeye bırakılır. Günlük pansumanlarla yara iyileşmesi takip edilir. Tekniğin en önemli dezavantajı yara iyileşme sürecinin uzun olmasıdır. Literatürde ortalama iyileşme süreci 41 gün ile 120 gün arasında değişmektedir. Hastalığın nüks etme olasılığı %0-13.5 arasında bildirilmiştir. Cochrane derlemesinde açık bırakılan vakalarda nüks riski 0.50 (0.33-0.76) olarak bulunmuştur.
3. Eksizyon ve Primer Kapama:
Pilonidal sinüs dokusunun çok geniÅŸ olmadığı hastalarda yaygın olarak kullanılmakta olan bir tekniktir. Hastalıklı doku saÄŸlam cerrahi sınırlarla çıkarıldıktan sonra geride kalan defekt primer olarak onarılır. Cilt altına tercihen kapalı emici bir dren yerleÅŸtirilir ve cilt altı emilebilir dikiÅŸler ile yanaÅŸtırılır. Cilt primer olarak kapatılır. İyileÅŸme süreci 2 hafta civarında sürmektedir. Ancak nüks oranları %25’lere kadar çıkmaktadır. Karydakis ameliyatı özel bir primer kapatma tekniÄŸidir. DikiÅŸler orta hatta bırakmamak için asimetrik primer kapama tekniÄŸini tarif etmiÅŸtir. Sinüsün üzerinde ve orta hattın 2 cm lateralinde 5 cm uzunluÄŸunda eliptik bir insizyon yapılır. Doku çıkarıldıktan sonra medial yara dudağının altında doku kaldırılarak serbestleÅŸtirilir. Daha sonra cilt altı doku defektin lateral tarafındaki fasiyaya dikilerek bir nevi cilt flebi ilerletilmiÅŸ olur ve dikiÅŸler orta hattın lateralinde kalır. Cilt primer olarak kapatılarak ameliyat sonlandırılır. TekniÄŸin en önemli avantajları kolay iyileÅŸmenin olması, dikiÅŸ hattının lateralde kalması ve düşük nüks oranlarıdır. Son zamanlarda primer kapama ile ameliyat edilen hastalarda nüksün en önemli nedeninin dikiÅŸ hattının ortada kalmasından ziyade yaranın gergin kapatılması olabileceÄŸi vurgulanmıştır. Pilonidal sinüs dokusu çıkarıldıktan sonra her iki taraf yara dudağı altında yaklaşık 2-3 cm’lik bir cilt altı tünel oluÅŸturulduktan sonra yaranın primer kapatılmasının Limber flap ile yapılan operasyona benzer sonuçlar verdiÄŸi bildirilmektedir. Hem dikiÅŸ hattının ortada kalmaması hem de gerginliksiz primer kapama yapmak amacıyla uygulanmakta olan bir diÄŸer teknik ‘S plasti’ tekniÄŸidir. Bu teknikte sinüs dokusunu içerecek ÅŸekilde ‘S’ harfi ÅŸeklinde bir kesi yapılır ve daha sonra yara dudakları gerginliksiz olarak primer kapatılır.


4. Eksizyon ve Flep Kaydırma Yöntemleri ile Kapama:
Flep yöntemleri, geniş pilonidal hastalık varlığında uygulanabilmesi, gerilimsiz bir kapatma tekniğine olanak sağlaması ve dikiş hattının orta hatta kalmaması gibi oldukça önemli avantajlara sahiptir. Ancak flep nekrozu, seroma, yara ayrışması gibi yara iyileşme sürecinde uzamaya neden olabilecek riskler taşımaktadır. Çıkarılacak dokunun büyüklüğüne, şekline, daha önce yapılmış operasyona ve hastanın anatomik yapısına göre hangi flep şeklinin kullanılacağına karar verilir.
Limberg (Rhomboid) Flep- Dufourmentel fleple birlikte en sık kullanılan flep kaydırma yöntemidir. İlk olarak 1946 yılında Limberg tarafından tarif edilmiştir. Sinüs dokusunu ve tüm pitleri alacak şekilde eşkenar dörtgen şeklinde bir kesi yapılarak postsakral fasiyaya kadar doku temizlenir. Eşkenar dörtgenin lateral köşesinin açıortayından geçecek ve eşkenar dörtgenin kenar uzunluğunda bir hat çizilir. Bu hattın sonundan eşkenar dörtgenin üst veya alt lateral kenarına paralel bir hat daha çizilerek flep sınırları işaretlenir. Ancak flebin kozmetik görünümü ve kanlanmanın daha iyi olması nedeni ile alt taraftan çevrilen flepler tercih edilmektedir. Daha sonra flep tabanı gluteal kas üzerinde fasiyayı içerecek kaldırılarak boş kalan alanı doldurmak için döndürülür. Gluteal alanda kalan yara dudakları primer olarak kapatılır. Ölü boşluk bırakılmaması için orta hatta döndürülmüş olan flep tabanı postsakral fasiyaya dikilir. Flebin altına kapalı emici dren konulur. Yara iyileşmesi problemi %0-16 arasında nüks oranları ise %0-5 arasında bildirilmiştir.



Tekniğin en önemli avantajları geniş defektlerde kullanılabilmesi, gerginliksiz olarak yaranın kapatılabilmesi ve dikişlerin orta hattan uzaklaştırılmasıdır. Büyük defektlerde aynı anda çift taraflı flep kaydırılabilir. Tekniğin orjinal tarifinde eşkenar dörtgenin alt ucunun orta hatta kalması nedeni ile yara iyileşme problemleri yaşanabilmektedir. Bu problemi çözmek amacı ile eşkenar dörtgenin alt ucunun orta hattın 1-2 cm kadar lateralinde bırakıldığı modifiye limberg tekniği tarif edilmiştir.
Dufourmentel Flep- Limberg flep tekniğinin bir modifikasyonudur. Limberg tekniğinde flep uç kısmında görülebilen nekrozu engellemek amacıyla tasarlanmıştır. Dufourmentel flepte eşkenar dörtgen çizimi limberg flep ile aynı şekilde olur. Ancak eşkenar dörtgenin lateral ucundan daha geniş açı ile flep hattı çizilir ve flebin uzak ucu eşkenar dörtgene paralel değil, dik olarak aşağı uzatılır. Yara iyileşme problemleri ve nüks oranları Limberg flep tekniği ile benzer sonuçlar göstermektedir.

Z Plasti- Flebi Sinüs dokusunu içerecek şekilde dar bir eliptik kesi ile hastalıklı doku çıkarıldıktan sonra insizyonun alt ve üst uçlarından 45 derecelik açı ile flebin Z kolları hazırlanır. Z kolları yeterli kalınlıkta ve yara gerginliksiz kapatılacak şekilde hazırlanmalıdır. Flepler kaydırılarak kapatılır. Nüks oranları büyük çalışmalarda %1.6 ve altında gösterilmiştir.

Süperior Gluteal Arter Perforatör Flep- İlk olarak sakral bası yaralarında kullanılmak üzere tasarlanmış olan bu flep daha sonra pilonidal sinüs cerrahisinde kullanılmaya başlamıştır. Daha çok büyük defekte neden olacak hastalık durumunda tercih edilmektedir. Ameliyat öncesi dönemde pilonidal sinüs dokusu lateralinde kalan kısımda doppler ultrason yardımı ile süperior gluteal arterin perforatör dalları belirlenerek işaretlenir. Hastalıklı doku tamamen çıkarıldıktan sonra işaretlenen artere zarar vermeyecek şekilde yeterli büyüklükteki fasiyokutan flep kaldırılarak kaydırılır.
Rotasyon Flebi (Gluteal Miyokutanöz Flep)- Geniş defektlere neden olabilecek pilonidal hastalıkta tercih edilen bir prosedürdür. Hastalıkla alan dairesel olarak işaretlendikten sonra defekti kapatabilecek büyüklükte dairesel gluteal flep hattı belirlenir. Hastalıklı doku eksize edildikten sonra gluteal flep kaldırılır. Kapalı emici bir dren tabana yerleştirildikten sonra yara dudakları kapatılır.

V-Y Flep- Tek taraflı veya çift taraflı olarak uygulanabilir. 10 cm çapa kadar olan defektlerde genellikle tek taraflı V-Y flep yeterli olurken daha büyük defektlerde çift taraflı flep gerekmektedir. Pilonidal sinüs dokusu tamamen çıkarıldıktan sonra insizyonun alt ve üst ucundan laterale doğru yan V harfi oluşturacak şekilde flep hattı kesilerek tabana kadar inilir. Daha sonra V harfinin açık bacakları arasında kalan doku defekti kapatacak şekilde ilerletilerek yara dudakları kapatılır. Diğer uç primer olarak kapatıldığı zaman Y harfine benzer bir şekil elde edilmiş olacaktır. İlerletme flebi: Sinüs dokusu çıkarıldıktan sonra insizyonun alt ve üst ucundan birbirine paralel iki adet transvers hat uzatılır. Daha sonra gluteus üzeri fasiyadan kaldırılan bu flep ilerletilerek defekt kapatılır. Burada bahsedilen flepler haricinde çok yaygın kullanım alanına sahip olmayan çeşitli flepler tanımlanmıştır.

Sonuç: Tedavi seçeneklerinde gözlenmekte olan bu çeşitliliğin en önemli sebepleri, cerrahi tedavinin genişliği konusunda hekimler arasında görüş farklılıklarının olması, hastalığın tekrarlama riskinin ortadan kaldırılamaması ve hastalığa bağlı şikayetlerin uygulanan tedaviden bağımsız olarak belli bir yaştan sonra azalmasıdır. Bir kısım cerrahlar cilt altı dokudaki bu enfekte alana doku koruyucu müdahaleleri yeterli görürken, diğerleri tüm hastalıklı dokunun çıkarıldığı daha agresif cerrahinin gerekliliğine inanmaktadırlar.
